Tevazu ‘Alçak Gönüllülük’ Değildir

Genelde mütevazılık kendi özüne zıt bir mana da olduğundan aşağı görünmek olarak anlaşılıyor. Aslında ise tevazu gerçek manada insanın kendini olduğu gibi görmesidir. Yani ‘neyse o dur’. Kendini bilmek bulunduğu seviyeye göre davranmak büyüklenmemek. Halk arasında ki ifadeyle ’kumaşının kaç para olduğunu’ bilmek ona göre hâl ve hareketlerini yordamak demektir. Hadd-i Vasat ta kalabilmek haddini aşmamak.

Tevazu kelimesini daha detaylı bir şekilde incelersek:

Mütevazı kelimesinin kökeni Arapçadan geliyor. Mütevazı, tevazu kelimeleri ile vaziyet kelimesi aynı kökten geliyor. İlk olarak burada ki bağlantıyı ele alacak olursak. Mütevazı; kendi vaziyetini bilen ve ona göre davranan kişi manasına gelir. Kişisel olarak bir çıkarım ki, aslında buradan çıkan anlam bizim günlük hayatta kullandığımız ‘alçakgönüllü’ kelimesiyle örtüşmüyor. Yani kendi vaziyetini bilen biri ile olduğundan daha alt bir seviyede olmak anlamı bence belli bir alanda kesişmiyor. Alçakgönüllülük karşıdakine tepeden bakmamak anlamında ise eğer belki orada bir benzeşiklik olabilir ama genelde aslında olan ile gerçekte olan arasında net bir fark var. Gelgelelim eğer şahsın vaziyeti tepeden bakmayı gerektiriyorsa vaziyetine uygun davranmak için tepeden bakmak zorunda bu da anladığımız manayla uygun düşmüyor. Mesela bir öğretmen sürekli bir şekilde o vaziyete uygun davranmayıp kendi tevazu konumundan öğrencilerin konumuna intikal ederse o zaman sınıf da kontrolü sağlayamaz iletişim kuramaz dersi dinletemez bir hâle gelir vs vs.

Mütevazı bir adam düşünelim ve bu adam bir hâkim. Bu hâkim bir olay hakkında bir hüküm verecek. Olay örgüsünü bilecek ve hepsini kuşatıcı bir yerden olay örgüsünde yer alan kişilere tepeden bakarak hüküm verecek. O makamının gerektirdiği gibi tepeden bakmak zorunda kimsenin fikrinden olumlu ya da olumsuz etkilenmemek için. Yalnız bu makam yani bu hâkimlik makamı onun için mahkemede geçerli. Evinde çocuklarına baba markette satıcıya karşı müşteri vaziyetinde. Bir hakim gibi muhatap olmuyor. Hâkimlik makamında ise o vaziyetini bilir ve ona göre davranır. Yani tevazu gösterir. Eğer orada alçakgönüllülük yaparsa o vaziyeti sağlayamaz ve hakimliğin hakkını da veremez.

İnsan acz ve fakr dan yoğrulmuş dolayısıyla kendi özünü, vaziyetini acizliğini ve fakirliğini bilmeli bu hususta tevazu sahibi olması lazım ve elzemdir.

Bu kelimeye bir de Mevlana bakış açısı ile farklı yönleriyle bakalım. Hepimizin illaki duyduğu Mevlana’nın öğütleriyle açıklayabiliriz.

Kişisel düşüncem ve kendi anlayışımla ve Mevlana’nın(K.s) öğüdüyle bu tahlilden çıkarım yapacak olursak:

Öncelikle bu ilk cümleden yola çıkalım. “Tevazu da toprak gibi ol.” Fıtraten insan toprak menşelidir. En saf vaziyeti ve hâli budur. O hâl üzere olduğunu unutmamak. Ve ona göre hareket etmek.

Toprak öyle bir şeydir ki herkes üstüne bastığı için düşük bir vaziyette görünse de hayatımıza lâzım olan ne varsa neredeyse hepsi ondan çıkıyor doğrudan ya da dolaylı olarak. Ne kadar da hakir görülse zenginliğiyle cömertliğiyle yeryüzünün bir hazinesi.

Bir yandan da toprak kibirlerin, hasetlerin, düşmanlıkların dünyevi bütün ihtirasların bir sıfır şeridine döndüğü tilki misali bir kürkçü dükkânıdır.

“Ya olduğun gibi görün, ya olduğun göründüğün gibi ol”. Mütevazı ol , olduğun gibi görün. Görünüşün vaziyetin ise öyle ol. Bu uzun kıssayı kısa etmek istersek; kısacası mütevazi ol gardaş 

Furkan Daşdelen

Bir arayış öyküsünün antik bir figüranı, Fırat Üniversitesi, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi, II

  • Muhammet (mürid)

    Şıhım pirim eline koluna sağlık senden daha çok yazı bekliyorum.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir