Ecelin Mi Geldi ?

“Allah indinde her canlı için tâyin edilmiş bir ecel vardır. Eceli geldiğinde dünya hayatı son bulur. “Eğer Allah, insanları, yaptıkları her haksızlıkta cezalandırsaydı, yeryüzünde tek canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir süreye kadar erteler. Ecelleri (süreleri) geldiği zaman da bir an dahi ne geri kalırlar, ne de ileri geçerler” (en-Nahl, 16/61).

” Eceli geldiği zaman bir kimsenin ölümünü Allah geciktirmez” (el-Münafıkun, 63/11).

Yazımın konusuna girizgah dan evvel üstünde duracağım ‘ecel’ kavramının tanımını yapmak istiyorum. “Her mahlûkun ve canlının Allah tarafından takdir edilen ölüm vakti. Ölümün vuku bulması.” Üstünde durmak istediğim daha çok yanlış algılanan ecel anlayışı üzerinde. Ne yazık ki daha çok kulaktan dolma bilgilerle kurulu bir yaşantımız olduğu için hakikatin üstü kalın bir gaflet tülüyle örtülü kalmıştır. Genelin aslındası böyle.
-Amcan rahmetli oğlu olmuş, Allah rahmet eylesin. Nasıl oldu?
-Geçen karşıdan karşıya geçerken araba çarptı, öyle vefat etti. Eceliyle ölseydi amcam daha çok yaşardı dağ gibi adamdı… Örnekleri çoğaltabileceğimiz ‘eceliyle ölmediler’ sancılı bir söz. Filanca böyle veya şöyle öldü. Ecel süresince tayin edilen ömrünün vakitleri bu ya şu sebebe bağlı olarak böyle tahakkuk etti. Bu gerçekleşmenin ecel ile alakası böyle yada şöyle olmuşluğunun bir önemi yok. Ölüm gelip onu o an bulacaktı zaten. Bu yada şu dan kastettiğim sebepler o kişiyi ölüme götüren zahiri yani görünüşte ki sebepler. Sebeplerin basireti ve akıl  gözü  kapamamışların dünyasında  sadece bir perde.Peki perde arkası? Hasılı insan bir gün ölecektir ve bu ölmeğe giderken ki atlattığı her kaza ve bela ölümün vaktinin belli olmasıdır. İnsanın ölümden eceli korurmuş 
Hani futbol maçlarında olur ya. İki takım karşı karşıya gelir. Kazandı, kaybetti ya da berabere kaldı.(Bana göre futbol da hayat gibi aldatıcı bazen hile hurdayla netice kazanılmaya çalışılan bir oyun.) Oyun bitti ve sahanın dört köşesindeki kameralarla yapılan incelmelerle hakemin hataları, oyuncuların birbirine karşı olumlu ya da olumsuz davranışları, tüm hareketleri irdelenir ve genellikle ‘perde arkası’ olarak bizlere sunulur. Yani ‘aslında’ olanla ‘hakikatte’ olan perdenin varlığının anlamını gösteriyor, her neyse…
Konumuzla alakalı Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Risale-i Nur külliyatının Lem’alar adlı eserinde sf. 398 de anlatmak istediğimi çok veciz bir şekilde ifade etmiş,
(1)”Yirmi İkinci Sözün İkinci Makamında şöyle işaret edilmiş ki: Azrail Aleyhisselâm Cenâb-ı Hakka münâcât edip demiş: “Kabz-ı ervâh(ruhların kabzı yani alınması ) vazifesinde senin ibâdın benden küsecekler, şekvâ edecekler?”

Ona cevaben denilmiş: “Senin vazifene hastalıkları ve musibetleri perde yapacağım; tâ ibâdımın şekvâları onlara gitsin, sana gelmesin.”

Aynen bu perdeler gibi, Azrail Aleyhisselâmın vazifesi de bir perdedir; tâ haksız şekvâlar Cenâb-ı Hakka gitmesin. Çünkü ölümdeki hikmet ve rahmet ve güzellik ve maslahat cihetini herkes göremez. Zâhire bakıp itiraz eder, şekvâya başlar. İşte bu haksız şekvâlar Rahîm-i Mutlaka gitmemek hikmetiyle, Azrail Aleyhisselâm perde olmuş.

Aynen bunun gibi, bütün meleklerin, belki bütün esbab-ı zâhiriyenin vazifeleri, izzet-i rububiyetin perdeleridir. Tâ güzellikleri görünmeyen ve hikmetleri bilinmeyen şeylerde kudret-i İlâhiyenin izzeti ve kudsiyeti ve rahmetinin ihatası muhafaza edilsin, itiraza hedef olmasın ve hasis ve ehemmiyetsiz ve merhametsiz şeylerle kudretin mübaşereti nazar-ı zâhirîde görünmesin. Yoksa, hiçbir sebebin hakikî tesiri ve icada hiç kàbiliyeti olmadığını, herşeyde tevhid sikkeleri kat’î gösterdiğini, Risale-i Nur hadsiz delilleriyle ispat etmiş. Halk etmek, icad etmek Ona mahsustur. Esbab yalnız bir perdedir. Melâike gibi zîşuur olanların, yalnız cüz-i ihtiyarıyla cüz’î, icadsız, kesb denilen bir nevi hizmet-i fıtriye ve amelî bir nevi ubudiyetten başka ellerinde yoktur.

Evet, izzet ve azamet isterler ki, esbab, perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve ehadiyet isterler ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.”

Evet, hastalıklar musibetler Azrail Aleyhisselâma şikayet gitmesin diye bir perde hükmündedir. Fakat perde, perde olmaktan çıkıp işin bizatihi konumuna gelince zihinler perdeye takılıp yanlış zanlar ortaya çıkıyor. Ne şekilde olursa olsun bir vesileyle o ruh alınıyor. Elbette Azrail Aleyhisselâm da şikayetlerin Cenab-ı Hak’ka gitmemesi için bir perdedir. Peki nasıl bir perde ? SON PERDE.

(Haşiye):Evet, izzet ve azamet isterler ki… vecizesine küçük bir haşiye düşmek isterim. Temsili akla yakınlaştırmak için ‘izzet ve azamet’ kavramlarını teşbihe münasib bir şekilde kullanarak bu hakikate yol açmaya çalışacağım. İzzet, kudret sahibi ve üstün olan değer ve kıymet bakımından yüksek derecede olan demek. Azamet ise büyüklük demek. Daha açık bir ifadeyle bütün varlığın O’nun varlığına azamet derecesinde yetişememesi. Evet izzet ve azamet Allah’ın kudretini sebepleri akılların nazarında bir perde olmasını iktiza ediyor yani gerektiriyor. Mesela bir padişah ki bu padişahın bu kıyasta ele alınabilecek bir veçhini ele alacağız sonuçta beşer olduğu için teşbihte kusur olabilir. Bir padişah bir muhitteki susuz kalmış halkına belli memurları perde yaparak tonlarca su yardımı yapar. Suyu görünüşte memurlar getirmiş gibi görünse de hakiki suyu oraya getiren Padişah’tır. Mal onun mülk onun, memurlar da onun emrinde. Memurları bir perde yapmıştır. Aynen bunun gibi toprağa düşen o yağmur damlaları senin önüne gelen meyve, sebze ve enva-i çeşitleri olup belki de hiç haberin olmayan hayati fonksiyonlarını idame ettirebilmek için önce bulutların sonra da yağmurun vesilesiyle erzakların oluyor. O yağmur ancak Rahmeti ve bu kadar nimeti bol olan bir Rahman-i Rahimin hazine-i gaybiye-i rahmetinde yapılır.6ml çapında ve bundan daha fazla büyümeyen fırtınalı havalarda dahi yağarken birbirine asla değmeyen yerçekimine meydan okurcasına sabit bir hızla yere düşen ve içerisinde çok hikmetler barındıran ve ab-ı hayat namını alan bu yağmur damlalarını Allah’tan başka kimse yağdıramaz.

1)Asay-ı Musa/11.Mesele

Furkan Daşdelen

Bir arayış öyküsünün antik bir figüranı, Fırat Üniversitesi, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi, II

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir