Ramazan neyin habercisi ?

(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu göstermek ve hidâyet ile furkandan (hak ile bâtılı ayıran hükümlerden) apaçık deliller olmak üzere, Kur’ân onda indirilmiştir.
-Bakara Suresi 185

Ramazan… Ay takviminin dokuzuncu ayı. Recep, Şaban, Ramazan diye bahsedilen ayların üçüncüsü şeair-i İslamiyenin beklenen, özlenen yolları gözlenen mübarek ayı, müşfik dostu. Yediden yetmişe; çoluğuyla çocuğuyla, yaşlısıyla genciyle bu mübarek aya layık olma çabası o liyakati kazanma safhasıdır Ramazan. Hilal görünmesiyle, çatan bir kaş gibi bize bir şeyler söylüyor sanki o ilk gecenin karanlığında.

Kimine bir hurmanın tatlılığında kimine ise teravih sonraları hoşsohbet muhabbetlerinden bakar Ramazan. Sahura kadar sönmeyen ev ışıkları mıdır içimizi aydınlatan yoksa teravih de camii avizeleri midir yüreğimize ışık tutan. Belki de hiç tanımadığımız insanlarla birlikteliğin anlamlaştırmaya çalıştığımız dakikalardır o ışığın bir cilvesi. Belki sahura kadar süren dost muhabbetidir içimizi ısıtan, belki de pide fırının da iftar vaktine yakın o sürede Ramazan pidesini beklediğimiz anda fırından çıkan ekmeklerin buharıyla ekmeği almak için fırın tepsisine uzandığımız da o fiziksel sıcaklığın çok da ötesinde olan sıcaklığın içimize sinmesidir. Hasılı merhaba, merhabaların yerini alacak elveda, elvedalara yaklaşıyoruz.

Ramazanı tasvir etmek zihnimizin bir köşesine sıkışmış hatıralardan ibaret değil. O bir ruh gibi bir hale bürünme süreci gibi. ‘Nerde o eski Ramazanlar’ demeden zihnimdeki bütün eski Ramazanları salıyorum. En başta kendime hitap ederek “nerde o eski Müslümanlar ve burda şimdi Ramazan Müslümanları” diye bir hiciv de bulunmak istiyorum.
Peki işin aslındası hakikati olduğunu düşündüğüm; Ramazan neyin habercisi ? Ramazan bizden ne istiyor ? sorularını sormak suretiyle Ramazanın asıl mahiyeti bize bihakkın nazar ediyor.

Ramazan deyince oruç, sahur, iftar, teravih gibi Ramazana özel Ramazanın bu şiarları aklımıza geliyor. Bunların en önemlisi ve önemli olması gereken tabi ki de oruç. Normal zamanda helal olan yiyeceklerin bile yasaklandığı süreçtir oruç. Ama sadece aç kalmak gibi bir sığ düşüncesi yoktur orucun amacının. 11 ay belki de çoğu zaman düşünmeden nimetin farkına varmadan gafilcesini mide hapsine aldığımız bu nimetlerin kıymetini anlamak ve aczimizi fakrımızı anlamak emir olmazsa bir suya dahi uzanamayacağımızı anlatmak ve yaşatmaktır oruçtaki amaç. Mideyle beraber tüm uzuvlarına oruç tutturarak daha insani bir hale bürünmektir bu süreç. Aslında 11 ay da böyle olmalısın der bize Ramazan. Dili yalan sözden, gıybetten, malayaniyattan uzak tutmak. Gözü haramdan sakındırmak ve ibret olana ibretle bakmak. Kulağı boş gereksiz sözlerden uzak tutmak hak ve hakikat dinlemekle meşgul olmak. Bunlardan yola çıkarak diyebilirim ki aslında Ramazan insanın ulaşması gereken bir merhale bir safhadır. Önce insan sonra Müslümanca bir yaşantı sürmek için Ramazan parkurunda bir ay boyunca koşuyoruz. Ramazan bir haldir. 11 ayın kirlintilerini temizlemek için ve bu halde yaşayabilmek için bir fırsattır. Bir ‘kampanya sezonu’ gibi görebiliriz herhalde 

Eksik gedik olmadan bir ay boyunca orucumuzu tutmaya çalışıyoruz. Aslında oruç bizi tutuyor. Ebedi hayatımıza set olan her şeyden ırak tutuyor bizi. Oruç tuttuğunu bırakmazmış. Ramazanın toplum hayatına ve de zümreler arası gelir farkını yırtıp ferdler arasında ki ilişkileri güçlendiriyor. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri 29.Mektubun 2.kısmı olan Ramazan risalesinde:

Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:İnsanlar maişet cihetinde muhtelif bir surette halk edilmişler. Cenâb-ı Hak, o ihtilâfa binaen, zenginleri fukaraların muavenetine davet ediyor. Halbuki, zenginler fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır. Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir; ona karşı şefkate mükelleftir. Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz, yapsa da tam olamaz. Çünkü, hakikî o hâleti kendi nefsinde hissetmiyor.”

Ramazan Kur’an ayıdır. Sanki Kur’an yeni nazil oluyor gibi her yerde hira mağrasında Peygamberimize vahiy olduğu gibi yankılanıyor. En baştaki ayette de belirtildiği gibi insanları hidayete erdirmek için bir süreçtir Ramazan ve Kur’an bu ayda inmiştir. Hidayet hak üzere olmak. Daha örneklenmesi ise olumsuz halin istenmeyen bir halin giderilmesi. Ve hak ile batılı ayırmak ikisinin arasına kalınca bir çizgi çekmekle kalmayıp hakka talip ve taraftar olmak. Dolayısıyla Ramazan istikamet üzere olmamız için bir eğitim programıdır belki de. Kur’anın hakikatine muhatap olmak istiyorsak Ramazanın o halet-i ruhiyesine girmeliyiz. Ramazan adım adım geri teperken günlerimizden Üstad Necip Fazıl gibi demek istiyorum:

Ey Şehri Ramazan geldin de gidiyorsun öyle mi?
Seni tutmayanlar, sana tutunamayanlar, düşünsün sonunu.

Ramazanın o halet-i ruhiyesine layık olmamızı Rabbim hepimize nasip etsin.

Ve son olarak diyorum ki:

O öyle bir aydır ki sofrayı kuranda, yiyende ferahlar
O ay sözü Kur’an bir hakikatpişdar
İçinde bir kalbi Kadir olan bir ay Ramazan.

Furkan Daşdelen

Bir arayış öyküsünün antik bir figüranı, Fırat Üniversitesi, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi, II

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir